İfşa mı? Linç mi?

En son güncellendiği tarih: 27 Ara 2020


İFŞA MI? LİNÇ Mİ?


Son birkaç haftadır Türk sosyal medyası #MeToo hareketi ile çalkalanıyor. Aslında hareket yeni değil. Etiket, ilk olarak 2006 yılında Amerikalı sosyal aktivist Tarana Burke tarafından kullanılmaya başlandı. Ardından 2017 yılında Amerika’da, özellikle film sektöründe çalışan kadınların maruz kaldıkları cinsel tacizleri ifşa etmeleri ile uluslararası bir boyut kazandı. Farklı sektörlerden ünlü veya ünsüz birçok insanın maruz kaldıkları tacizi ifşa etmeleri ile sosyal medya aktivizminde bir dönüm noktası oldu.


Türkiye’de ise sosyal medyada son birkaç haftadır, aynı etiket altında ünlü yazarların tacizine uğrayan kadınların ifşalarını okuyoruz. Yaşananları bu kadar geniş bir ölçeğe yayan şey elbette tacizcilerin statüleri, meslekleri…


Neden sosyal medyada ifşa?


Burada da yine tacizcinin statüsü ve mesleği ön plana çıkıyor. Çünkü gördüğümüz üzere tacizciler statülerini ve mesleklerini kullanıyorlar taciz ederken. Taciz ettikleri kişiden daha güçlü, tanınmış, varlıklı veya toplumda itibar sahibi iseler, o zaman yapacaklarının gizli kalacağını, hatta karşıdaki kişinin rahatsız olmayacağını, kabulleneceğini, sesini çıkaramayacağını düşünüyorlar. Ya da çıkarsa bile kendi konumlarından ötürü kimsenin onları ciddiye almayacağını… İfşa etmeden önce olayın muhataplarının konuşmaları, kendi içlerinde güzellikle konuyu çözmeleri beklenir. Fakat işte statü ve mesleğin dikkat çekici biçimde yansıdığı olaylarda bu pek de mümkün olmayabilir. Bunun dışında, bazen aile bazen de çevre baskısıyla “Kol kırılır, yen içinde kalır” anlayışıyla adap, edep, haysiyet beklenir. Maruz kalandan. Mağdurdan!


Yaşananların duyurulmasının bir tarafın itibarını zedeleyeceği, ifşa edenin ise rezil olacağı düşüncesinin hükmüne dayandırılarak ve mağdur olanın üzerinde bir baskı oluşturularak yapılır bu.


Tacize uğrayan birçok kadın bence bu nedenle sessiz kalıyor.


Bu son yaşananlarda, olayı sosyal medyaya yansıtmadan kanun yoluyla çözüm arayışına gidilebilirdi diyebiliriz. 6284 sayılı Kadını Şiddetten Koruma Kanunu, her türlü şiddet, taciz, ısrarlı takip suçlarının tanımını yapmış. Kanun kapsamında zaten kadının beyanı esas alınarak bir soruşturma yürütülüyor, davalar açılıyor.

Israrlı takip varsa şayet, büyük oranda bireylerin bu takipten rahatsız olduklarını muhataplarına ilettiklerini görüyoruz. Yani bu noktadan sonra hukuki yollara başvurmak gerekir zaten. Ama işte yukarıda bahsettiğim sebeplerden bu yapılmayabiliyor.


Tüm bunlar bir tarafa, ben bir birey olarak sosyal medya kullanımının tam da bu doğrultuda doğru olduğunu düşünüyorum. Yani kamuoyu yaratmak, kamuyu bilgilendirmek ve önleyicilik sağladığı için.

Ama başka bir açıdan da kavramların doğru anlamlar ile yansıtılması gerektiğini de düşünüyorum. Size ilk defa ve sadece “Merhaba” yazan birini, mesajının ekran görüntüsünü alıp tacizci diye ifşalamamak gibi. İfşa, çok hassas bir konu ve suiistimal de ediliyor bu bakımdan. Hukuki yönden çözüm sağlanamayan durumlarda kamuoyu baskısı veya farkındalığı oluşturmak dışında çok başka kazanımlar edinmek için yürütülen bir ifşa kültürü var zira.


Ne gibi kazanımlar?


Mağdurun kendi haklılığına sosyal medyada dayanak bulma isteği,


Tacizle mücadelede yalnız olmadığını hissetme,


Tacizcinin yaptığının bedelini kamuoyu önünde ödemesi,


Sosyal medyada sempati yaratma,


Hatta takipçi kasma…


Kamuoyu yaratma dışında bir şeyi ifşa etmenin en temel sebebi aslında karşıdaki muhatabın itibarını zedeleme isteği.


Zaten asıl mesele de bu.


Güçsüz hissedenin gücü sosyal medya yoluyla eline alması. Dengelerin değişmesi.


Gün olup devranın dönmesi.


Ve elbette milyonlarca insanın etkileşim içinde olduğu bir mecrada “ifşa” edilince sadece itibar kaybetmiyorsunuz.


Çoğu zaman işinizi, ailenizi de kaybediyorsunuz.


Milyonlarca insan sizi linç ediyor.


Her ifşa haklı bir gerekçeye/nedene dayanmayabilir. Kamuyu ilgilendirmeyen bireysel bir intikam, nefret arzusu ile de gerçekleşmiş olabilir. İşte sosyal medyanın ikiyüzlü ahlakçılığı burada daha net gösteriyor kendini.


Ben yine de her türlü şiddetin ifşa edilmesinden yanayım. Ancak bir olaya, kişiye destek verirken linç kültürünün kölesi olmamak da bizim elimizde.


Tacize, şiddete, istismara hiçbir şekilde sessiz kalmayalım!


Bu tarz olaylara karşı birlikte sesimizi yükseltirsek toplumsal bir iyileşme sağlayabiliriz.


Fakat bu ifşaları mantık, vicdan ve muhakeme süzgecimizden geçirerek, bir anlık refleksle değil de gerçekten akıl ile yorumlayarak paylaşmalıyız.

221 görüntüleme9 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Pandemi Arafı